Yazım Yanlışı

Mutlak bir inançla gözlerimi tavanada dikerim ha!

21 Nisan 2011 Perşembe

Hayat Hikayem.

Hayat hikayesi
10 şubat 1986 tarihinde kış ortasında hayata gözlerimi açtım diye bi giriş saçma olurdu. Ağlayarak başladım birinci olduğumu sanırken ki herkes birinci doğar zamanla geriler o kesin ağladım çünkü ciğerlerim açılmalıydı o güne kadar açılmadı belki de ve ebe çok sert vurmuştu popoma dün gibi hatırlarım. Annemi emme konusunda kısa süreli çabam olduğundan günlük 2 litrelik süt serumlarıyla tükettim ki hala emmeye karşı saplantılı sayılırım (bknz: meme fetişizmi kaynağı belki de) Çocukluğum babamın omzunda merdivenleri çıkma çabasıyla geçti. Ha bide her türlü meyveyi sıkıp tükettirme meyilli annemin çabalarıyla. Çevremizdeki çingene diye adlandırılan insanların ''alman bebesi mi bu?'' tavrıyla büyüdüm ve çok çingene kız ısırdı beni. Annemin, ölümden döndün dediği bi şekilde mosmor olduğum iddia edilir ki hiç görmediğim 'babamın ağlamasına' şahit olmuş olduğumda söylenir mosmor halde ne kadar olabildiysem artık. Çocukluğum eti'nin harf şeklindeki bisküvileriyle bir şeyler yazmakla, iş sonu gofreti tadında seramonilerle, kendime ait bi bezi emerek geçti. Dışarının zorluklarını sezmiş olmamdan olsa gerek çelişkili ve kaçınan bi ebeveyn ilişkim oldu. Yani onlar uzaklaşırken zırlamaklı onlar varken kendi kendime oyalanıp uzak durmaklı bi ilişki. Ta ki ilkokula başladım çelişkili yaklaşımım bitti yaklaşımım bitti. İlkokulda kalabalık bi sınıfta sivrilen bir öğrenciydim yaramazlık pek yapmasam da uslu durduğumda iddia edilemezdi. İçsel bi motivasyonla ilkokul ortaokul lise dönemlerinde hep takdir belgesi aldım ama hiç kimseyi takdir etmedim. Sınıf ve mahalle takımlarına genellikle topum olduğu için dahil edilsem de taşralı çocukların ürettiği her tür aptal oyunda kendimi buldum. Ama oyunlarda piyondan çok arkadan yönetmenin ve stratejik adamlarla düzeyli ilişkilerin gerekliliğinin farkına çabuk vardım ve uyguladım. Sado-mazo şekiller alan önce kavga edip sonra madem dövemedik birbirimizi araya gitmesin kan kardeşi olalım tavrı da bu yüzdendir. En son o zamanlarda kan görüp kanla haşır neşir olabilmişte olabilirim. Okul dönemindeyse her açıdan çok farklı sikletlerde insanların minyatürleriyle tanışarak, kaynaşarak geçti. Bu dönemlerde bisikletle akrobatik hareketler, atari,tetris, futbolcu kartları, taso vb üretilen her türlü oluşumlarda yer edindim. Pokemon, tsubasa,tom&jerry...vb yüzünden sabahın 6sında uyanıp annemi sinir harbine sokanda bendim. Kasete farklı gelen şarkıları çekmeyle devam eden ortaokul hayatımda hassiktir yine radyo spikeri konuştu şeklinde hayıflanmalarımda olmuştur. Liseye doğru ergenliğin etkisiyle protest ve sert olan şeylere ilgim arttı. Aynı dönemde korn ,metallica, sezen aksu ,ahmet kaya'yı yakın zaman dilimlerinde dinleyebilen bi bünyem vardı. Zamanla hazırlık görme ve ingilizcem ilerledikçe Türkçe şeylerden uzaklaşma tavrım oldu yani bi kültür kayması yaşadım. Kısa saçtan uzun saça dönüşmeler falan giyim tarzında ve sosyallik çerçevemde değişimde olmuştur. Bu dönemde mantık süzgeci yerine referansı genellikle sikim olarak seçtiğimden her tür duyguyu abartı yaşamaya çalışan ve herşey bi tek bana oluyor tavrıyla sivilce sahibi olan birisiydim. Aynı dönemde okuduğum birkaç kitap hem dinsel hem siyasal şekillenmemin ışığını da yaktı. Bu dönemde ayrıca platonik bi aşkta buldum kendimi, türlü maymunluklar, entrika modları, gizli numaradan alo kimsin be cümlesini duyma çabası, hadi derse girmeyip içek la tavrıyla, okul kantininde yayılmış fıstıkları birayla tüketebilecek aptal cesaretli günlerim oldu. Bar kültürü, sigara, nargile, alkol, porno, ve türlü zararı devletçe onanmış şeylerle de yoğun ilgi dönemimde aynı dönemdir. Üniversite sınavı çalışmalarını akneli, şampiyonlar ligi heyecanlı, 4 kişilik multiplayerlı fifa 2005, playstation, counter strike...şeklinde yapmış olmama rağmen en düşük denemenin 20 puan altına okuduğum üniversiteyi kazandım veya kaybettim 'nerden baktığına bağlı bu.' Bilinçsiz değildim ama bu dönemde yalnız kaldığımda genelde kendimi geliştirme için genel kültür çabalarım olmuştur.(yeni öğrendiğim kelimeleri yazmak gibi) Üniversite dönemim hedef haline gelen ilişkiyle ve herkes evine giderken evde yalnız kalıp adım ona özgürleşme çabası ve iş arkadaşlığı ile lise arkadaşlığı arası seviyede arkadaşlıklarla yatakta ve batakta eşi iyi bulma çabasıyla geçti. Genel olarak üniversite ortamımdan memnun olmaya çalıştım. Sahilde sigara içmek için gecenin 4ünde çıkmayı, seyyar köftecinin 2liralık köftesine aşık olmayı, kopyadan yakalanıp erken diye sınava gitmemeyi, tek ders sınavında okulu bitirmeyi ama dersler yüzünden hayatı zindan etmemeyi özlüyorum , ve hala baba parası yiyen edalarıyla 'okul hayatı güzeldi' diyorum. Okul bitince zorunlu dönüşle ailemin yanına geldim. Tabi ki de her Arjantin'li futbolcunun Türkiye'ye geldiğindeki uyum sorunundan beterini yaşadım, yaşıyorum. Yarım yamalak birkaç arkadaşımla en büyük aksiyonumuz maç izlemek, bira içmek olarak 1 senedir kpss'ye hazırlandım, şuan farkında değilim seneye ne olacağına nerede olacağıma, asla kendimi idealist öğretmen olarak göremedim daha doğrusu öğretmen olarak göremedim. Bugünlerde zaman zaman iş çabamdan sakal kesmekteyim ki sakalı uzun insanları işsiz olarak adlandırabilirim. Kafamda binlerce hayal var ama iğneyle patlatanda benim baloncukları. Şunu yeni yeni görüyorum ki zihnimdeki üçgen şemaya yıllarca kareyi sokmaya çalışmışım ve yalama etmişim beynimi. Yaşamaktan çok arkasında yatan sebeplerle uğraşmış psikolojik bulgularımla anlaşılmaz kalmışım. Yavaş yavaş daha duygusuz ve sorgulamaz oluyorum. Daha sağlıklı mı bu bilemiyorum. Bu kadar uzun yazıyı ben olsam okumazdım ne yalan söyleyeyim ama eğer iş bu cümleyi okuma raddesine geldiyse çok geç demek isterim. Bunu da yapmasam olmaz. THE END.